www.trt.net.tr

 

TRT YASASI HAKKINDA

TRT ' DE ISLAH GEREKLİDİR

TRT ’DEKİ MÜZİK PROGRAMLARI

SAN’AT İCRÂ ETME YASAĞI

RADYO SANATÇILARI

İSTANBUL RADYOSU BİNÂSININ DURUMU

BİR ZAMANLAR TÜRK MÜZİĞİ YASAĞI
(SİNAN ÇETİN'den düşündürücü bir kısa film.)
















 

 


 

 

YASASI HAKKINDA

TRT ‘nin yeniden yapılandırılması dolayısıyla TRT’deki bir çok çalışanın başka kurumlara dağıtılması ya da işten çıkarılması, sanatçıların da Kültür Bakanlığı Devlet Koroları’na dağıtılarak (nasıl olacaksa?!..) müzik programlarının özel şirketlere yaptırılması meselesi gündemi meşgul etmektedir. TRT’de müzik programlarının (bu yasaya göre) özel şirketlere yaptırılıp o şirketlere para aktarılacağı ifâde ediliyor. Aslında bu şirketlerin kimin şirketi olduğu önemli değildir. 5 liraya yapılacak bir programı 50 liraya, üstelik ehil olup olmadıkları meçhul, muhtemelen  kendi yakınlarına yaptırılmak sûretiyle mal edilecek. Bunun benzeri uygulamalar belediyelerde mevcut. Kültür a.ş.’ler programları yaptırmak için özel şirket kurduruyor ve program giderlerini ödeme işini de ayrıca şirketlere ihale ediyor. Para ödeme şirketi (!). Yani diyelim ki siz bir konser veriyorsunuz, konserin masraflarını bize ihâleyi alan bir şirket ödüyor, sonra gidip kültür a.ş.’den istediği parayı alıyor. Yani ihalesiz bu paraları ödemek çok mu zor? Kültür a.ş.’deki ya da belediyedeki insanlar para saymayı bilmiyorlar mı? TRT’de 400 küsür sanatçı var (bu sanatçıların da yarısı THM sanatçısı ve Kültür Bakanlığı bünyesinde çok az sayıda  THM Korosu mevcut) ve Devlet Koroları zaten kalabalık topluluklardır. TRT sanatçıları da onlara katılırsa nasıl bir müzik anlayışı güdülecektir onu da düşünmek lâzım. Ayrıca bu koroların da belediyelere devredileceği belirtilmektedir. Zaten belediyelerdeki kültür a.ş.’lerin Kültür Merkezlerindeki müzik programlarını nasıl yaptıkları düşünülürse çok yanlış işlerin yapılacağını anlamak zor değildir.

TRT’de eğitim ve kültür alanlarında eserler vermiş olan personelin de gerektiğinde çeşitli kurumlara dağıtılacağını düşünmek de oldukça sıkıntılı bir mevzûdur. Bunların çoğu edebiyatçı, yazar, şâir v.s. olarak hizmetler vermişlerdir ve gerektiğinde bu alanları ile alâkası olmayan kurumlarda ne iş yapacakları meçhuldür.

                                     Sayfanın Başına Dön


|   YORUM YAZ   |

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

 

 

 




 



 

’DE ISLAH GEREKLİDİR

TRT’nin müzik konusu da dâhil, hattâ başta olmak üzere ciddî bir ıslâha ihtiyacı olduğu bir gerçektir. Fakat müziğin ve sanatçıların TRT’den yok edilmesi tâmiri mümkün olmayan büyük bir yanlıştır. TRT’nin görevlerinin en önemlisi kültüre hizmet etmek, bu alanda önemli çalışmalar yapmaktır. Nitekim yeni oluştuğu dönemlerde Klâsik Türk Mûsikîsi ve Folklor Mûsikîsi alanında önemli çalışmalar yapılmış, ülke karış karış gezilerek eserler tesbit edilmiş, repertuar kurulları oluşturularak binlerce eser repertuara kazandırılmış, büyük ustalardan oluşan topluluklarla konserler verilmiş önemli hizmetler yapılmıştır.   TRT’deki müzik programları uzun yıllar kendine has tarzlarda icrâ edile gelmiştir ve Kültür Bakanlığı Koroları’ndan farklıdır. TRT ‘nin bu şekline alışmış sanatçılar başka tarz sanatla uğraşamazlar. Ayrıca bu tarz da bir ihtiyaçtır ve devam etmelidir. Ancak bir takım ıslahat lâzımdır:

1.     TRT’deki “Klâsik Koro, Beraber ve solo şarkılar, Saz Eserleri, Tasavvuf Müziği, Yurttan Sesler, türüne göre bazı canlı yayınlar ve konserler” TRT Radyolarına has programlardır ve yıllarca bu millete Türk Müziği sevgisini yerleştirmiş ve muhafaza etmiştir. Devlet Korolarında bu tarzlar yoktur. TRT bu hizmetine devam etmelidir.  

2.     Bununla beraber bu programların ve kayıtların içerik ve teknik açıdan ıslaha ihtiyacı vardır. Bu programlar zamanla değişime uğramış, bazı programlar yapılmaz olmuştur.

3.     Meselâ TRT 3 Radyosu vardır. Bu kanal sadece Klâsik Batı Müziği yayını yapar ve düzenli bir şekilde Batılı bestekârları tanıtıcı sevdirici ve bu müzik hakkında bilgilendirici yayınlar yapmaktadır. 7 TV KANALI 4 MİLLÎ VE 8 BÖLGESEL RADYO KANALI OLAN, AYRICA BİR ÇOK DİLDE YAYINLARI BULUNAN TRT’DE, MAALESEF BU GÜNE KADAR SADECE KLÂSİK TÜRK MÜZİĞİ YAYINI YAPAN, DÂHÎ BESTEKÂRLARIMIZI TANITAN VE MÜZİĞİMİZİ SEVDİRMEYİ GÂYE EDİNEN BİR KANAL KURULMAMIŞTIR (VEYA KURDURULMAMIŞTIR). KLÂSİK VE FOLKLORİK TÜRK MÜZİĞİ YAYINI YAPAN, BESTEKÂRLAR VE DÖNEMLERİ HAKKINDA BİLGİLER VEREN, BİR KANAL AÇILMALIDIR. AYRICA KLÂSİK TÜRK MÜZİĞİ’NE KAYNAK OLMUŞ, ÇOK ŞAHESER TÜRKÜLERİN BULUNDUĞU HALK MÜZİĞİMİZİN DE BİR KANALI OLMALI, BU KANALLARDAKİ İCRÂLARI YAPACAK OLAN SANATÇILAR İLE DİĞER PROGRAMLARDA GÖREV ALACAK OLANLAR AYRILMALI, HERKES SİSTEMLİ ŞEKİLDE ACELEYE GETİRİLMEYEN, (GÜNLÜK OLMAYAN, DIŞARIDAKİ KALİTELİ CD KAYITLARINDA OLDUĞU GİBİ) KALİTELİ VE HER ZAMAN ZEVKLE DİNLENEBİLECEK KAYITLAR YAPILMALIDIR.

4.      ÖZEL TV KANALLARIYLA YARIŞMAKTAN VAZGEÇİLMELİ, SEVİYELİ, KÜLTÜRLÜ, MİLLETİMİZE YAKIŞIR YAYINLAR YAPILMALI.

5.      TRT TV’LERİNDEKİ MÜZİK PROGRAMLARININ BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU EĞLENCEYE YÖNELİKTİR. YERİNE GÖRE EĞLENCE DE LÜZUMLUDUR VE SEYREDENİ VARDIR. AMA ÖTE TARAFTAN BU MİLLETİ MİLLET YAPAN GERÇEK TÜRK MÜZİĞİ KATLEDİLMEKTEDİR. (MÜZİĞİ ÇÖKEN MİLLETİ MÂNEN VE MİLLÎ YÖNDEN ÇÖKERTMEK DE KOLAYLAŞACAKTIR.) Okullarda zaten müzik derslerinde ellerine mandolin, blok flüt ve elektronik org verilen, batılı bestekârları dâhî olarak tanıyan çocuklar ve gençler, tanburu, neyi, rebâbı bilmemekte, Dede Efendi, Itrî, hattâ Sa’deddin Kaynak ismini hiç duyamamaktadırlar. Batılı müzik dehâlarının da öğrenmesi tabii ki güzel bir şeydir ama kendi değerlerimizden bîhaber olarak değil.

SONUÇ:

            Radyoların durumu TV’den daha iyi durumdadır. Bu ıslâhatın yapılması sûretiyle TRT yayınlarına ve hizmetlerine en sağlıklı şekilde devam edebilecektir. Hatâları ve eksiklikleri gidermenin yolu yok etmek olmamalıdır. Bunun örnekleri çeşitli konularda vardır ve düzeltilmesinin çok zor olduğu veya mümkün olmadığı görülmektedir. Ayrıca muntazam olarak üretim yapanların görev değişikliği ile de olsa sıkıntıya sokulması veya işten çıkarılması veballi bir iştir ve hesabı zordur.

                                                                                        Sayfanın Başına Dön


|   YORUM YAZ   |

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

 

 

 

 

 

 

 


 

’DEKİ MÜZİK PROGRAMLARI

            TRT’nin özel kanallarla bir yarış içinde olmaması gerektiğini, zîrâ onlardan farklı târih, kültür ve eğitim anlayışı olduğunu belirtmiştik. TRT’deki her sanatkârın da  görevi kendisini göstermek değil, kendisinin müzik kültürümüze hizmet eden ve katkıda bulunan bir kıymet olduğunun bilincine varmak sûretiyle programlar yapmaktır.

            Maalesef bazı müzik programcılarının, reyting, medyatik olma veya özel kanallardaki eğlence ağırlıklı programları örnek olarak görmeleri sonucu hazırladıkları, (piyasadaki ünlülerin zâten her kanalda âlâsını yaptıkları) Türk Müziği açısından son derece kalitesiz ve bazı sanatçı kardeşlerimizin severek, bazılarının da mecbûren katılmak durumunda kaldıkları programlar, bilinçli seyirci kitlesi tarafından dikkate alınarak TRT’deki müzik anlayışının artık yok olmakta olduğunu, dolayısıyla kamuoyunda genel olarak TRT sanatçılarının piyasa ünlülerinden farklı olmadığı ve bu sebeple devletin lüzumsuz yere maaş ödediği kişiler oldukları intibaının yerleşmesine sebep olmaktadır. TV daha çok göz önünde olduğundan genel değerlendirme TV açısından yapılmaktadır. (Buna mukâbil yöresel tavırlardan tâviz verilmesi daha az olduğundan Halk Müziği programlarının daha seviyeli olduğunu belirtmek istiyorum).

            Müzik programlarının nasıl olması gerektiği, TRT’ye ve Türkiye’ye yakışanın ne şekilde olacağını “Islah” konulu yazıda özet olarak belirtmiştik. Sırf reyting uğruna (TRT’nin böyle bir kaygısı olmamalı) diğer kanallardan taklit olan bazı yarışma (!) programları, kültür hizmeti ve eğiticilikten uzak eğlence ağırlıklı programlar, sunucu olmadıkları gibi özel kanallardan transfer edilen pop ya da set veya sahne starlarına sunuculuk yaptırılan söyleşi, tartışma ve müzik programları, pop starlarına verdirilen konserler ve sarf edilen servetler, hep TRT’nin devletin örnek bir yayın kuruluşu olmasını engelleyen unsurlardır.

            Hele hele bir TRT san'atkârının yıllarca radyolarda hizmet verip emekli olduğunda alacağı ikramiyesinden bile çok fazla ücreti bir şov programı sadece bir haftalığı için bir ünlüye ödemek üzere anlaşma  yapıldığı haberi TRT hakkında müsbet düşünceler edinilmesini iyice zorlaştırmıştır. Bunun gibi uygulamalar TRT'nin ağırlıklı olarak belli bir kesime yönelik yayın yapma politikası olduğunu mu gösterme ktedir acaba? Kaliteli program bekleyen, tarihini, kültürünü, müziğini, gelenekli sanatlarını görmek veya bilmek isteyen kesim düşünülmeyecek mi? Millî ve mânevî değerlerini ülkesinin millî kanallarında bulmak Türkiye halkının hakkı değil midir? Ya da millî yayın kuruluşu olan TRTmiz'in böyle bir görevi yok mudur? TRT'ye giren her san'atkârın bu görevin idrâkinde ve bu aşkla görev yapmayı düşündüğüne inanıyoruz. Fakat yıllarca uygulanan müzik alanındaki yayın politikası yüzünden san'atkâr arkadaşlarımız bu görevlerini gönül rahatlığı ile yapamamışlardır. İçeriğinde müzik kullanılan programlarda da kullanılacak müzik hakkında san'atkâra danışmak yapımcıların veya yönetimin hiç akıllarına getirdikleri bir husus değildir. Bunun sonucunda genellikle istenmeyen sonuçlar oluşmaktadır (İstisnâlar kâideyi bozmaz).  Meselâ bir Hz. Mevlânâ belgeseli çekiliyor ve bu programın tanıtım toplantısında Mevlevî Müziği icrâ edilmesi için TV'den görev çıkarttırılıyor, fakat icrâ edilen müzik esnâsında kokteyl veriliyor. dolayısıyla Mevlevî Müziği'ne "çerez müziği" muâmelesi yapılıyor. Müzik kullanılacak programlarda san'atkârlara danışılsa da öyle görev çıkartılsa ve bu tür hatâlara düşülmese daha iyi olmaz mı?

            TRT san’atkârları Türk Kültürüne ve dolayısıyla TRT’ye yakışan en iyi programları yapabilecek kapasiteye sâhiptir. Yeter ki program yapımcıları bu konuda bilinçli olsun. Arkadaşlarımızın büyük bir bölümü önemli üstadların talebesi olmuş, en azından yakınında bulunmuş, belli bir birikim edinmiş, fakat kalitesiz programlar yüzünden bu birikimlerini uygulamaya koyamamış hattâ unutur olmuşlardır. TRT’deki müzik programları tarzlarına göre ayrılmalı bunları icrâ edecek san’atkârlar da buna göre belirlenmeli, canlı yayınlar hâricinde az provalarla her gün kayıt değil, çok prova ile daha az haftada bir veya birkaç günde kaliteli CD çalışmaları gibi kayıtlar yapılmalıdır. Üstün kalitede kayıtlar yapabilecek birikimlere sâhip tonmaysterler de kaliteli programlara imza atacaklardır.

                                                                                    Sayfanın Başına Dön


|   YORUM YAZ   |

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

 

 

 

 

 

 





 

SAN’AT İCRÂ ETME YASAĞI

TRT’de yıllarca kendi san’atkârlarına uygulanan prosedürler vardır. TRT hâricinde konserlere katılamaz, CD, kaset yapamaz, özel kanallarda bırakın sanat yapmayı konuşmaya dahi çıkamaz (diğer kanalarda çıkan bütün ünlülere ise TRT serbest). Çünkü bu gibi faâliyetler ikinci bir iş olarak görülmektedir. Her yönetim değişikliği sırasında imzalatılan bu yasaklara uyulacağı yönündeki bildiriler bıktırmıştır. Son dönemlerde bir yumuşamaymış gibi görülen, bu fiillerin izne tâbî olması yönündeki uygulama ise ayrı bir sıkıntı yaratmaktadır. Zîrâ bazı kurumlar için izin verilirken bazıları için izin verilmemekte veya kurumdan astronomik ücretler istenmektedir. Hâlbuki san’atkârın yapmak istediği şey ne bir reyting, ne şan şöhret, ne de medyatik olmak, sadece en mühim kültür mîrâsımız olan mûsikîmize hizmetdir. Bu çalışmalar netîcesinde alınan ücretlerin sayısal bir kıymeti bile yokken milyarlarca lira (şimdiki binlerce YTL) talep edilmesi san’atkârın pazarlanması demek değildir de nedir? Ayrıca bu hak nasıl ve nerden ediniliyor? TRT’deki müzik programları yapma görevini aksatmadıktan sonra iki üç saatlik bir konser veya herhangi bir CD çalışmasının ikinci iş olarak görülmesi, yasak olması veya izne tabî tutulmasının ne mânâsı vardır? San’atkâr başka ne iş yapar? Bir çok arkadaşımız dünyanın pek çok yerinde mûsikîmizi klâsikten tasavvufa, folklora kadar tanıtmış, Türk Müziği denildiğinde takdirle karşılanan bir müzik türü olmasında katkılarda bulunmuş ve bulunmaya da devam etmekte iken, bu çalışmalarının teşvik edileceğine çeşitli kısıtlamalarla bu faâliyetleri de engellenmekte, dolayısıyla ve maalesef san’atkârlar sanki suç işliyormuşçasına izinsiz ya da resmi görev izni çıkartılmadan bu hizmetlere devam edilmekte, (çünkü suç olarak görülmekte) tabii bu arada her kanalda boy gösteren piyasa ünlüleri TRT’de cirit atmaya devam etmekte, TRT sanatçısı için kurumlardan talep ettiği, (genellikle de alamadığı) milyarların kat kat fazlasını bunlara akıtmaktadır. 

Daha önceden san’atkârların sözleşmesinde “…TRT Kurumuna ve sanatçısına yakışmayacak yüz kızartıcı yerler (bar, pavyon, v.b.) dışında sanat faaliyetleri serbesttir” ifâdesi vardı. Bir dönemden sonra “TRT hâricinde sanat yasaktır” şekline çevrildi ve bir türlü düzelmedi yâhu bunlar san’atkâr sanat yapmayacaklar da ne yapacaklar” diyen çıkmadı nedense (!). Aslında çok basit bir düzenlemeyle (nasıl birisi bu maddeyi değiştirmişse) bu sıkıntı giderilebilecek iken nedense bu düzenlemeye yanaşılmamaktadır. San’atkârların kendi sanat birikimlerini icrâ etmesi TRT’de kısıtlıdır. Zîrâ TRT’deki programların belli yapıları vardır. Onun için yine yukarıdaki ifâde dâhilinde ve medyatik olmayıp kültür hizmeti sayılabilecek çalışmaların tamamen serbest olması bütün san’atkârların hakkıdır. Böylece TRTdeki kaliteli icrâları ve çeşitli san'at faâliyetleri ile TRT san'atkârının farkı görülmüş olacaktır.

                                                                         Sayfanın Başına Dön


|   YORUM YAZ   |

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

RADYO SANATÇILARI

                      TRT’deki her sanatkârın görevi kendisini göstermek değil, kendisinin müzik kültürümüze hizmet eden ve katkıda bulunan bir kıymet olduğunun bilincine varmak sûretiyle programlar yapmaktır. Zaman zaman yapılan "Radyo Sanatçıları Konserleri" seviyeli olması bakımından her ne kadar TRT'deki müzik programlarının farkını ortaya koymakta ise de yine yapımcıların eğlence ve görselliğe dayanan tutumlarından dolayı eğlence müziği icrâ edilen programlardan olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Seyirciler sanatçıları, sanatçılar da her nedense seyircileri alkışlamaktadırlar. Eğer kendi arkadaşlarını alkışlıyorlarsa bu da doğru değildir. Sanatçıyı takdir edecek olan seyircidir. Yoksa sanatçılar kendi kendini alkışlamış olurlar.

            Son zamanlardaki TRT'ye sanatçı alınması için yapılan sınavlarda jüri üyelerinin arasında bir takım yapımcıların da bulunduğu bilinmektedir. Muhtemelen alınacak sanatçıların, hazırlayacakları programlar için estetik açısından uygun olup olmadıklarını kontrol ediyorlar ve onaylıyorlarsa alınıyordu.

            Şu husûsu göz ardı etmemekte fayda vardır. Değiştirilmesi düşünülen yasada müzik programlarının TRT dışında şirketlere yaptırılması düşüncesi, tamamen müzik ve san'at karşıtı olmak ile değerlendirilmemelidir. Belki de bu şirketlerin TRT'de yapılamayan ve olması gerektiğini düşündüğümüz kaliteli programları bazı prosedürlere tâbî olmadan hazırlatabileceklerini de düşünülebilir. Yani gerçekten ehline ve isâbetli icrâcılara ve yapımcılara havâle edilirse kaliteli, eğitici, kalıcı programlar da yapılabilir. Ama olması gereken bu değildir. Zîrâ bu ıslâh etmek yerine yok ederek kolaya kaçmaktır. Buna benzer kolaya kaçmaların zararı bir çok alanda görülmektedir. TRT'nin her alanda en güzel, en kaliteli programları yapabilecek elemanları vardır. (Eğitim - kültür programları alanında bu daha etkili olarak görülmektedir). Kültüre san'ata eğitime hizmet etmek görevi olan TRT'nin san'atkârları varken böyle bir uygulamaya, değişikliğe gerek yoktur. Belki bu kültürü, mûsikîyi yok etmez ama en önemli kurum olan TRT'nin en önemli görevi olan mûsikîsini tanıtamamasına, unutmasına (ki zâten vaziyet neredeyse budur),  uzaklaşmasına, bu görevi başkalarına devretmesine sebep olur.

            Eğri oturup doğru konuşmak lâzımdır. TRT'de mûsikînin yanlış kullanımı mevzûsu, sıkıntısı ve tartışmaları hep radyo koridorlarından ileriye gidememiştir. Verilen her görev mûsikîmiz açısından uygun mu değil mi düşünülmeden, bilhassa TV'den gelen çoğu zaman eğlence ağırlıklı program görevleri, çeşitli kurumlardan gelen müzik taleplerine (sanki TRT radyoları organizasyon şirketiymiş gibi) yapılan görevlendirmeler, bir çok TV programının seviyesizliğinden duyulan sıkıntılar; ayrıca Türk Mûsikîsi geleneği içerisinde beste bile sayılamayacak seviyede "parça"lara eşlik etme mecbûriyeti, mûsikîsine ve kültürüne hizmet etmeyi gâye edinmiş duyarlı san'atkâr arkadaşları hep rencide eden konulardır. Lâkin onlar da bu duruma yıllarca seyirci kalmışlardır ve bu sessiz kalmaların neticesinde iş çığırından çıkmıştır. Bu sıkıntılar eskiden beri vardır ve yukarda bahsedilen hocalarımız tarafından da devamlı dile getirilmiştir. Lâkin bir çözüm bulunamamıştır. Dolayısıyla TRT radyolarında görev yapan san'atkârlar, konumları itibâriyle san'atkâr değil, bant (veya CD) üretme memuru ya da çeşitli yerlerde aslında sanatçı falan olmayan birilerinin istediği gibi "müzik yapma memurları" durumuna düşürülmektedir.

            Şimdi de çuvaldızı başkalarına batırmayı düşünmeden önce iğneyi kendimize hafifçe değdirmeyi bir deneyelim. Belki de biraz zülf-i yâre dokunacağız. Öncelikle ülkemizin ve TRT'mizin gurûru çoğu merhûm olan üstâdlara yetişmiş, onlara talebe olmuş, onların yolundan giderek ülkemize müzik kültürümüz açısından hizmet etmeyi gaye edinerek görevlerine atılmış olan ve tâviz vermeden güzel eserlerden oluşan kaliteli toplu ve solo programlar yapan san'atkâr arkadaşlarımız olduğunu ifâde edelim. Fakat bunlar radyolarda yapıldığı için ve televizyonun daha çok göz önünde olması sebebiyle etkili olamamaktadır.

            Yine bu bahsettiğimiz üstadlardan feyz almış olan bazı arkadaşlarımız ise, eğlence ağırlıklı reyting kokan programlara seve seve iştirâk etmektedirler. Özel kanalarda veya piyasada çokça rastlanılan müzikleri (arabesk, fantezi, pop, v.s.) seslendirmekte, (ki TRT yıllarca bunlara temkinli bakmışken ve özel kanalarda veya piyasada bunlârın âlâsı varken) TRT sanatçılarının Türk Müziği değil, fantezi müzik sanatçıları gibi tanınmasına sebep veyâ tanıtılmak istenmesine âlet olmaktadırlar. Bu da daha önce belirttiğimiz gibi her kanalda görülebilen türde müzik yapan sanatçıların neden devlet tarafından maaş aldığı sorusunu kamuoyunda gündeme getirmektedir. Bu sanatçı arkadaşlarımızın hiç biri konservatuarda hocalarından bu tür programlar konusunda eğitim veya teşvik almamışlardır, aksine bunların mûsikîmizi baltalayacak unsurlar olduğunu hemen hemen her ders onlardan tenbih olarak işitmişlerdir. Ayrıca bu husus onlardan öğrendikleri Türk Mûsikîsi'nin gelenekli icrâ tavrını da unutmalarına sebep olmaktadır. Bu programlara katılmalarının (yukarıda bahsedilen memur görüntüsü dolayısıyla), mecbûrîyetten kaynaklandığı söylenebilir ise de bu programların yapımcılarının gözüne girmeyi (!) baştan arzu etmemiş olmak gerekirdi.

            Yukarıda bahsedilen "parça"ların TRT repertuarında çoğalmış olması konusu da ayrı bir mes'eledir. Bazı arkadaşların (ses sanatçısı) onları sık sık seslendirmeleri ve bunların çokça yayınlanması, makam, perde, usûl, bol nağme bakımından çok zengin olan ve aslında kültürün de üzerinde bir medeniyet olan mûsikîmizin TRT tarafından hiç de hak etmediği şekilde tanıtılmasına sebep olmaktadır.

            Bütün bu bahsedilenler ve sıkıntılar uzun yıllar mevcutken, hiç ciddî olarak tartışılmamış, çözümler düşünülmemiş, hattâ sanat faâliyetleri kısıtlamaları için ilgililerle görüşme yapılmamış, yanlış uygulamalar almış başını gitmiştir. Bu yasa değişikliği konusunda ise haklı tepkiler gösterilmiş, ancak sanatçıların neden dağıtılmasının düşünüldüğü sanatçılar arasında doğru dürüst tartışılmamıştır.  Yani TRT'nin yaygın müzik politikası yüzünden bizlerin gereksiz ve sanat açısından yetersiz olduğumuz zannediliyor olabilir mi? Sesimizi daha önceden çıkarmamız îcâb etmez miydi? Belki de o zaman bu duruma gelinmezdi ve yürüyüşler yapıp politik sloganlar atmaya da gerek kalmazdı. Zîrâ yıllardır doğru yanlış demeden, eleştirilmeden, görevdir denilerek itâat edile gelen ve sessiz kalınan san'at adına yapılan yanlışlıklar bizi hep rencide ederken birileri bunlardan nemalandı, haz duydu, kendince görevini yaptı.,

            Neyse iğneyi değdirmekten vazgeçelim de çuvaldızdan da uzak duralım. Sevindirici durumlar da vardır. Bir defa bütün bu olumsuzluklara rağmen mûsikîmizden tâviz vermeden görevini yapan kardeşlerimiz, güzel programlar düşünen yapımcı ve şeflerimiz  vardır. (İstisnâlar kâideyi bozmaz ama biz yukarıdaki olumsuzlukların istisnâ olduğunu düşünmek istemeliyiz.) Fakat radyolarımızın ilk dönemlerinden itibâren mevcut olan Klâsik Korolar, Klâsik Erkekler ve Hanımlar Toplulukları, Küçük Koro,Saz Eserleri, Karma Topluluklar yine olmalı, bir okul gibi vazîfe îfâ etmiş olan TRT Radyoları aynı hizmetine devâm etmeli, aslında milletin büyük ölçüde aç olduğu Türk Mûsikîsi konusunda en büyük açığı doldurmalıdır. (Bakınız "TRT'de ıslâh gereklidir" başlıklı yazı)

            Bu vazîfeyi Kültür Bakanlığı Devlet Koroları da yapmaktadır ama TRT ülkenin her tarafına ulaşmakta, hitâb etmektedir. Devlet Koroları ise bulundukları şehirlerde belli kesime ulaşabilmektedir. Kaliteli programlarımız arttıkça TRT san'atkârının farkı açık bir şekilde görülecek, yanlış intibâlar da yok olacaktır. Bu hususta tâviz vermeden (ya da mevcut durumda en az tâvizle) programlarımızı hazırlamalı, yanlış uygulamaları eleştirmeli, çok mühim olan TRT'nin san'at ve Türk Müziği hakkındaki hizmet anlayışına olumlu katkı sağlamalı, TRT'yi sadece ekmek kapısı değil, kültüre ve san'ata hizmet edebileceği en uygun ortam, bir ocak, yuva olarak görmeliyiz.

                                                                                    Sayfanın Başına Dön


|   YORUM YAZ   |

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

 

 

 

 

 




 

İSTANBUL RADYOSU BİNÂSININ DURUMU

            Bir mühim mesele de İstanbul Radyosu binâsı hakkındaki söylentilerdir.

Söylentiye göre bu târihî binâ yıkılacak, yerine otel yapılacak ve holdinglere verilecektir. TRT İkitelli’ye taşınacak. (TRT’nin yarışa girdiği diğer özel kanalizasyonlar pardon kanallar İkitelli’de ya!..)

Sanatımızı icrâ etmek üzere dünyanın bir çok ülkesine giderek gördük. Bilhassa Avrupa’da binâların yüzde doksanı târihîdir. Hâkim olan üslûp hâricinde yeni binâ yapılmasına müsâade edilmemektedir. Aslına uygun restore edilmekte ya da aynı tarzda bina yapılmasına müsâade edilmektedir. Sadece resmî binalar değil, insanların oturdukları binâların çoğu (apartmanlar dâhil) târihîdir. Bizde ise maalesef bazı konsolosluk ve elçilikler dışında târihî binalar sınırlıdır. Bir çok târihî binâ da vurdumduymazlık ve çeşitli “taassublar” yüzünden yok edilmiştir. Vaktiyle târihî değeri olan bölgeler çeşitli ihâlelerle talan edilmiş, yerlerine bir takım binâlar yapılması bahanesiyle bir çok eser yok edilmiş, târihimize ihânet edilmiştir. Beton yığınlarından dolayı memleketin silueti değişmiştir. Türk Evlerine gösterebileceğimiz bir örnek kalmamıştır. Harbiye’deki TRT İstanbul Radyosu da sayılı târihî binalardan birisidir. Bu binâyı yok etmek târihî emânetleri yok etmenin sayısız örneklerinden birinin devamı olacaktır. Eğer ihtiyaç varsa  restore edilme yoluna gidilmelidir. Buna da uzmanların tesbitine göre karar verilmelidir. Restorasyonu da ucuza mâl etme adına ehil olmayanlara ihâle edilirse ki örnekleri çoktur, tabii yapı bozulacaktır. (Nice eserler bu yolla katledilmiştir ve bu hâlen devam etmektedir. İstanbul Fındıklı Câmii, Beşiktaş Sinan Paşa Câmii gibi) (Yine târihî bir binâ olan Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun yerine farklı bir bina yapılmak üzere yıkımına maalesef başlandı bile.). Bunun için Klâsik üslûba vâkıf mimarlarla görüşülmelidir. (Mîmar Hilmi Şenalp görüşü alınacak mîmarlardan birisidir. (Şu linki inceleyiniz lütfen)
Bazı modern (!) mîmarlar bu konularda hassas olmayabilirler.)  Türk Müziğinin devleşmiş önemli isimleri, Mes’ud Cemil, Refik Fersan, Muzaffer Sarısözen, Nidâ ve Neriman Altındağ Tüfekçi, Münir Nûreddin Selçuk, Hâfız Kânî Karaca, Bekir Sıdkı Sezgin, Meral Uğurlu, Sâbite Tur Gülerman, Niyâzi Sayın bu binadan güzerân etmiş üstadlardır. Bu binâda görev yapan sanatçılar, bilhassa genç sanatçılar onların hatıralarıyla yaşamaya devam etmelidirler. Onların yürüdükleri koridorlarda yürüdüklerini düşünmeleri onlar için bir mutluluk, gurur, sevgi ve vefâ kaynağıdır.

            Varsa (..ki vardır) binânın eksiklikleri giderilmeli ve İstanbul Radyosu olarak devam etmelidir. Aksini târih affetmeyecektir.

                                                                                Sayfanın Başına Dön
 


|   YORUM YAZ   |

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

 

 

 










 


  

 

SİNAN ÇETİN'den düşündürücü bir kısa film.

BİR ZAMANLAR TÜRK MÜZİĞİ YASAĞI

O yıllarda TC Hükümeti, radyolarda Türk müziğinin

çalınmasını yasakladı. Amaç, batı müziğini yaymaktı.

Sinan Çetin, bu yasağı trajikomik bir dille anlatmış...

 

   Sayfanın Başına Dön