|
Mehmed Kemiksiz
Şu dinlediğimiz ne düdük ne de ıslık sesidir
Kâinatta hiç bir sesin zāyi olmadığı gerçeğini görmüş
olan insanlık, kulağından girip, kalbinde taht kuran ve aşk
hamurunun en mülâyim suyu olan Ney Sesinden asla vaz geçemeyecek! Çünki İnsanın da Neyin de ızdırābı "sînesinin ayrılık acısıyla lîme lîme olması" dır ; ruh gibi, aşk gibi; ayrıldıkları deryāya vuslat hasreti ile inlemektedirler. Firāk (ayrılık) ve hicrān, lâtîf ve belki birilerine göre hayālî dünyanın iki sihirli aynası ve oradan akseden çile ve vuslat! Ve bizi yedeyerek ālemler içinde kapı kapı dolaştıran “Burak” Ney sesi; gönül köprüsü ve aşk elçisi! Hz. Mevlânā’nın āteşine su serpen çeşme, sonsuzlukla özdeş pınar,eşsiz münācaat, vuslata dem tutan sahrā yolcusunun çağlayan zemzemi. Her şey susar, sessizlik inlemeye başlar. Derinden, boğuk, pes, yorgun ve bitab ama kalpten "Allah bir", tārihin külleri arasından bir ılık nefes ile süzülür neyden "Tekbir " olarak. Tizler, her biri yok olmuş tārih kavşaklarının başındaki birer suâl, ve inişler; cevapsızlık ve çāresizlik! Yani teslimiyyet ve aşkın baştācı çile. Ney insanın aynası, insanı insana anlatan ses, ahdini hatırlatan nefes ve ayrıldığımız yer Bezm-i Elest.
|