MUSTAFA İSMÂÎL  

HÂFIZ SÂMİ EFENDİ

   

MUHAMMED RIF'AT    

HÂFIZ MECİD EFENDİ      

   

ALİ MAHMÛD

HÂFIZ ÜSKÜDARLI  ALİ EFENDİ 

   

MUHAMMED SIDDÎK MİNŞÂVÎ

HÂFIZ KEMÂL   

   

ABDÜSSAMED

EBÛ'L AYNEYN ŞEÎŞA  

 

KÂMİL YUSUF EL BETÎMÎ


       

SEMÂVÎ NAĞMELER

        Cenâb-ı Hakk'ın yüce kelâmı olan Kur'ân-ı Kerîm'i okumak, Allah katında sevâbı pek yüksek olan bir ibâdettir. Hz. Peygamberin bu hususta bir çok hadîs-i şerîfleri vardır. Bunlardan bazıları şöyledir :
        "Ümmetimin ibâdetinin en fazîletlisi, Kur'ân okumalarıdır."
        "Evlerinizi namaz ve Kur'ân kırâati ile süsleyiniz."
        "Kim Kur'ân'ı okur ve ezberlerse Allah onu cennetine sokar ve âilesinden cehenneme hak eden on kişiye şefâat etme hakkı tanır."
        "Kur'ân'ı okuyun ve ezberleyin. Muhakkak Allah Kur'ân'ı ezberleyen kalbe azâb etmez."
        "Ümmetimin en şereflileri Kur'ân'ı öğrenen ve öğretenlerdir."
        "Kur'ân'ı öğreniniz. Muhakkak Kur'ân kıyâmet gününde ehline ne güzel şefâatçidir."
        Kur'ân-ı Kerîm'i dinlemek de okumak kadar önemli ve fazîleti büyüktür. Bu hususta Enfâl Sûresi'nin 2. âyetinde Cenâb-ı Hak şöyle buyurur .
        "Gerçekten mü'minler ancak o mü'minlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, karşılarında âyetleri okunduğu zaman îmanlarını artırır, onlar ancak Rab'lerine dayanıp güvenirler." Sevgili Peygamberimiz de : "Kur'ân okunduğu zaman O'nu dinleyiniz ve susunuz. Umulur ki esirgenmiş olursunuz" buyurmaktadır.

        Ancak Kur'ân-ı Kerîm, sözlerin en yücesi, Cenâb-ı Hak'kın kelâmı olması hasebiyle normal bir söz veyâ şiir gibi okunmamalıydı. Nitekim Peygamber Efendimiz :
        "Kur'ân'ı seslerinizle süsleyiniz" buyurarak Güzel Kur'ân okuma ilminin temelini atmıştır. Bazı hadisçiler bu hadîse "Seslerinizi Kur'ân'la süsleyiniz" diye mânâ vermişlerse de "Kur'ânın süsünü seslerinizle belirtiniz" şeklindeki açıklama pek lâtîfdir. Başka bir hadîs-i şerîflerinde :
        "Şüphesiz bu Kur'ân hüzünle nâzil oldu. O'nu okuduğunuz zaman ağlayınız. Eðer ağlayamazsanız ağlar görününüz" buyurmuştur.
        Bu kutsal buyruklara dayanarak İslâm Târihi boyunca hâfızlar Kur'ân-ı Kerîm'i en güzel şekilde okuyabilmek için çalışmışlardı. Fakat Kur'ân-ı Kerîm'in iyi bir okuyucusu olmak da başlı başına bir ilimdir. Bunun için sadece tecvit bilmek hatta hâfız olmak, yâni Kur'ân'ın tamâmını ezbere bilmek de yetmemektedir.
        Kur'ân'ın iyi bir okuyucusu olabilmek için tecvit, güzel ses, ilmi kırâat, mânâya vukûfiyet, edâ, yâni âyetlerdeki mânâları uygun nağmelerle ve ses vurgularıyla, tonlarıyla ifâde edebilmek, mûsikî, aşk, okuma aşkı ve samîmiyet olması gereklidir. Hattâ Kur'ân'ın okuma yoluyla ruhlara tesirini, cemâat üzerinde etkili olabilmeyi sağlamak için de pedagoji, psikoloji ve sosyoloji ilimlerine vâkıf olmak lazımdır.
        Kur'ân asr-ı saâdetten bu güne kadar bu şekilde hıfzedilerek, okunarak, yazılarak gelmiştir. Kırâat ve hüsn ü hat ilimlerinin oluşmasıyla bir "Kur'ân Medeniyeti" meydana gelmiştir. Bu medeniyeti hafife almak, Kur'ân'ı okumayı ve yazmayı basit bir işmiş gibi görmek, biraz çalışmayla bu işlerin oluvereceğini zannetmek cehâletin en üst derecelerindendir. Bu sebeple önce Kur'ân-ı Kerîm'i "güzel okuma"nın apayrı bir ilim olduğunu tekrarlamakta fayda vardır. Yalnız bu noktada Kur'ân'ı bir ibâdet veyâ duâ niyetiyle, sevâbına ermek maksadıyla okumanın konumuzun dışında olduğunu belirtelim.
        Bugüne gelinceye kadar şüphesiz nice hâfızların, güzel seslilerin, âşıkların Allâh'ın kelâmını en güzel şekilde okumak için ömürlerini verdiklerini, dinleyenlerin gönüllerini Kur'ân aşkıyla doldurduklarını bilmemize rağmen ancak bu yüzyılda yaşamış hâfızlar plâklarda tescil edilebilmiştir.
        Fakat yüzyılımıza isimleri altın harflerle yazılan okuyucularımız maalesef sınırlı sayıdaki gazelleri dışında ne Kur'ân, ne Ezân, ne de mevlid okumaları kaydedilebilmiştir. Bunun çeşitli sebepleri olabilir. Bu işe sâhip çıkması gereken ülkenin ileri gelenleri gereken ilgiyi göstermemişler, bir iki ünlü hâfızın okuyuşları bazı özel meraklılar tarafından teyplere kaydedilebilmiş ise de bunlar çok yetersiz kalmıştır.
        Bizde durum böyleyken yine bu yüzyıla unutulmayacak izler bırakan "Mısırlı Hâfızlar" yüzyılın başlarından itibâren önemli miktarda kayıtlara alınmıştır. Bâzı hâfızlar taş plâk veyâ kovanlarda tescil edilmişler fakat buna rağmen oldukça fazla miktarda kayıtları bulunmaktadır. Tabii bu okuyucular yukarıda sayılan güzel okuyucu olma şartlarına hâiz idiler. Ayrıca bâzılarının kasîde, gazel, ilâhî gibi kayıtları da bulunuyordu ve bunlar hâlâ Mısır radyolarında yayınlanmaktadır. Ama bunlar gereken ilgiyi ve teşviki görüyor bizdeki gibi ilgisiz kalınmıyordu. Devlet adamları gereken ilgiyi gösteriyor, hattâ devlet protokolünde yer alabiliyorlardı. Dolayısıyla bütün İslâm Âlemine adları altın harflerle yazılmıştı. Ayrıca Mısırlı hâfızların her birinin muayyen zamanlarda devamlı okudukları câmiler ve mekânlar vardı. Bizde ise böyle bir gelenek gelişmemiş. Geliştiyse de o dönemlerde uygulanamadığı anlaşılıyor. Halkın rağbetine rağmen devlet ricâlinin ilgisizliği de bir başka sebepti.
        Meşhur olan bir söz vardır. "Kur'ân Mekke'de nâzil oldu, İstanbul'da yazıldı, Mısır'da okundu." Bir çoklarının "Hayır İstanbul'da hem yazıldı hem okundu" dediğini duyar gibiyim. Bu da doğru olabilir. Bilhassa bizim "Hâfız Sâmi" mizin okuyuşu, tavrı, ilmi, yâni yukarıda sayılan şartlara hâiz olduğu biliniyor ve elimizde inanılmaz sesinin de kaydı bulunuyor ve o devrin ekolüyle bir çok hâfızın yetişmiş olduğu biliniyor iken bizde de Kur'ân aşkını gönüllere nakşetmiş üstün okuyucular, hattâ mûsikîmizin yapısı itibâriyle daha önemlileri olduğu muhakkak düşünülebilir. Hattâ buna emîniz. Ancak bu güzel sesler ve okuyuşlar kaydedilemediği ve bugüne intikâl edemediği için ne yazık ki bu görüşü belgeleyemiyoruz. Lâkin önemli bir süre Ezân'ın orijinal metniyle okunmasının yasaklandığı bir devirde Ezân'ın,  dolayısıyla Kur'ân tilâvetinin plâklara kaydedilememiş olmasına da fazla taaccüp etmemek lâzımdır. Kaydedildiyse de çeşitli sebeplerden dolayı intikâl etmemiştir. Bu dönemde sanırız büyük bir kopukluk olmuş, Kur'ân ve Ezân tilâveti, üslûp ve tavrı, câmi mûsikîsi gibi konularda örnek alınacak üstâdlar azalmış, pek az okuyucu bunlardan faydalanabilmişlerdir.
        Taş plâklar ve makaralı bantlardaki Mısırlı okuyucuların Türk Mûsikîsi makamlarını sıkça kullanmaları da o devirlerde Mısır ve çevresinin Osmanlı olmasının bir sonucudur. Öyle ki şimdi bile günlük konuşma dilinde "Hanımefendi, efendim, tamam, beyefendi" gibi kelimeler kullanılmaktadır.
        Bugün ise Mısır'da da tilâvet alanında isim bırakacak okuyucular bulunmaması, Kur'ân tilâvetinin altın devrinin (bizde de Mısır'da da) hemen hemen aynı dönemlere (yani yüzyılın başından ikinci yarısının bir bölümüne kadar) rastladığını göstermektedir.
        Elimizde kendisini tanıtıcı bir eser bulanan Hâfız Sâmi, Kur'ân okuması yönüyle eşsiz bir şahsiyet, okuyucu, âşık, Allah dostuydu. Elimizde bulunan eseri okuyacak olursak bunda kuşku duymayız. Ancak elimizde sadece birkaç gazeli vardır. Buna da şükrediyoruz. Hiç olmazsa elimizde bu eser var da Kur'ân okuyuşu hakkında da bilgi sâhibi oluyoruz. Hâfız Süleymân, Hâfız Cemal, Enderûnlu Hâfız (Deli) Hüseyin, Hâfız (Şaşı) Osman, Üsküdarlı Hâfız Ali Efendi gibi İlâhî dâvetin kelâmın dâvetçileri, kendileri hakkında edinilen bilgi ve menkıbeler dışında ne yazık ki yeterli belgeye sahip değiliz.
        Onlar sanki bambaşka bir dünyânın insanlarıydılar. Bütün hayatları, Kur'ân'ı en güzel şekilde okumak, gönüllerindeki Allah aşkını, Rasûlullâh sevgisini, ibâdet neş'esini gönüllerinden dillerine güzel nağmeler şeklinde tezâhürü ile bütün insanlara nakşetmek idi. Bunu dikkate aldığımız zaman onların Cenâb-ı Allah tarafından bu sıfatları için yaratılmış olduklarını söylemek yanlış olmaz. Allah makamlarını cennet etsin. Uhrevî Âlemde de onları dinlemeyi nasîb etsin.


Sayfanın Başına Dön   

    

ŞEYH MUSTAFA İSMÂÎL

 

        Şeyh Mustafa İsmâil 1905'te Mısır'ın kuzeyinde Garbiye ilinde bulunan Mît Gazel köyünde dünyaya gelmiştir. 10 yaşında hâfız olmuştur. Kur'ân'ın yedi kırâatini Şeyh Muhammed ebû Haşiş'den öğrenmiştir. Ayrıca fıkıh ve tefsîr ilimlerini de öğrenmiştir.
        1940 yılında Kâhire'ye gelen Şeyh İsmâil, Peygamber Efendimiz (SAV)'in doğum günü vesîlesiyle program düzenlenen câmide Kur'ân okuyacak kurrâ hâfızın gelmemesi üzerine onun yerine Kur'ân'ı kendisi okur. Bu program Kâhire Radyosu'nda yayınlanınca milyonlarca insanla tanışma imkânı bulur. Şeyh Mustafa İsmâil Kur'an tilâveti yanında diğer dînî ilimlerle de meşgûl olduğundan Kur'an-ı Kerîm'in meâlini çok iyi anlamıştır.
        Mısır'da 1965 yılında düzenlenen ilim gününde hâfızlar arasında Cumhûriyet nişânı'nı ilk alan Mustafa İsmâil olmuştur.
        Şeyh Mustafa İsmâil, Kur'ân harflerini öyle net telâffuz ederdi ki, âdetâ harflerin mahreçleri (çıkış yerleri) görülürdü. Onu dinlerken harflerin nasıl çıkarılması gerektiğini anlayabiliriz. Uzunca bir müddet okumasına rağmen, boşa giden bir perde, vakit doldurmak için yapılmış bir nağme yoktu. Her nağmesi, her perdesi başlı başına bir eser, aynı zamanda mânâya uygundu.
        Sesini de çok iyi kullanıyor gerektiği zaman kısıyor, yükseltiyor, tonunu ve rengini ayarlıyor, bunu yaparken de yerine göre ellerini kullanıyordu. Sesinin tonunu ve şiddetini, makâmın seyri ve âyetin mânasına göre ayarlıyordu.
        Kur'ân tilâvet ederken makamları gelişigüzel sıralamayıp, âyetlerdeki mânâya uygun nağmeler kullanması, âdetâ yeni nâzil oluyormuş gibi bir intibâ oluşturur. Meselâ, "Kasas" Sûresinde, Hz. Mûsâ'nın Medyen şehrinde kavga eden iki adamla karşılaşması anlatılırken, âyetin sonundaki "Yagtetilân" (kavga ediyorlardı) kelimesinde yaptığı nağme ile kavga sahnesini âdetâ seyrettiriyordu.   Bunun sâdece küçük bir örnek olduğunu hatırlatalım.
        Kırâat ilmi gereğince âyetleri birkaç def'â tekrar ettiği zaman her tekrârında daha güzel, daha çarpıcı nağmeler kullanırdı
.
       
Peygamber Efendimiz'in Cenâb-ı Allâh tarafından Kur'ân'ın her harfine verileceğini bildirdiği on sevap, herhalde onun okuyuşunda, hem kendi hem de dinleyenler açısından daha da katlanıyordu.
        Okurken icrâ ettiği makamlar gösteriyor ki, eğitim gördüğü devirlerde Türk Mûsikîsi makamları ve icrâ tavırları hâkimdi. Zamânımızda "Arap Tarzı" diyerek benimsenilmeyen tipik Arap nağmelerini onun okuyuşunda duymayız. Yörenin, hattâ Mustafa İsmâil'in kendine has gırtlak tavrıyla Türk Mûsikîsi'nin makamlarını duyarız. O kadar ki, Hicâz, Karcığar, Rast, Sabâ, Acemaşîrân, Bestenigâr, hem de, mûsikîye âşinâ olanlar bilirler; Bestenigâr makâmının karar perdesinden, dik "re bemol" perdesinde asma kalış yapacak kadar Türk Mûsikîsi.
  Aslında eski ve maâlesef hepsi vefât etmiş olan Mısırlı hâfızlarda da yukarıdaki özellikler görülür.



        73 senelik hayâtı Kur'ân-ı Kerîm'e hizmet etmekle, onu en güzel şekilde okumaya ve okutmaya gayret etmekle geçmiş olan bu mübârek insan, 1978 Aralık ayında vefât etmiştir. Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'nin : "Kur'ân okuduğu zaman sesini işittiğinizde Allah'dan korktuğuna, Allâh'ın lûtfuna ereceğine kanâat getireceğiniz kimseler, Kur'ân'ı güzel sesle okuyanlardır", hitâbına mazhâr olmak için bütün gücünü ve ömrünü sarf etmiş olduğu okuduğu Kur'ân-ı Kerîm'den anlaşılmaktadır. Allah ondan râzı olsun ve rahmet etsin. Makâmını cennet etsin. Âhirette de onu dinlemeyi nasîb etsin.

(Bilgi sâhibi oldukça ilâve edeceğiz.)

Sayfanın Başına Dön

 

 

HÂFIZ SÂMİ EFENDİ

        Hâfız Sami Efendi 1874 yılında Filibe'de doğdu. Hacı Ali Efendi ile Zatiye Hanımın oğludur. Dedesi Bekir Efendi de çevresinde sesinin güzelliği ile tanınırmış. Hâfız Sami dört yaşında iken ailesi İstanbul'a göç ederek Fatih semtine yerleşti. Tezgâhçılar ve Ata mektebinde okurken Hâfız Hüseyin Efendi'den hıfza başladı ve on iki yaşında hıfzını tamamladı. Hacı Kadri Efendi, Eğinli Rahmi Efendi ile Muhaddis Hacı Abduş Efendi'den medrese dersleri görerek "icâzet" aldı. Çeşitli câmilerde imamlık yaptı. Hac'ca gitti.sonra eski hocası Hacı Hüseyin Efendi'den "ilm-i Kıraat" okudu ise de bitiremedi.
        Mûsikîyi Bolahenk Nuri Bey, Enderûnî Hâfız Yusuf, Bestenigâr Ziya Bey, Çarşambalı Cemal Efendi, Şeyh Hacı Edhem Efendi ve Hacı Kirâmî Efendi'den öğrendi. Mûsikîmizin pratik yönlerini çok iyi kavrayan, özellikle modülasyon ( geçki ) tekniğini ustalıkla kullanan güçlü bir hâfız ve gazelhandı. Münir Kökten, Sami Efendi'yi dedesi Zekâi Dede'ye götürerek dinletmiş, genç sanatkârı biraz yoklayan bu büyük usta sesini ve mûsikî bilgisini beğenmişti. Türk mûsikîsi alanında ses sanatkârları arasında en büyük seslerden biri olarak bilinir. Çok güzel bir uslûbla Mukabele, Kur'ân ve Mevlid okurdu. Kısa sürede ün kazanarak ülke çapında tanınan bir sanatkâr oldu. Kendinden sonra gelen hâfızları ve gazelhanları etkilemiştir. Ruşen Kam, Bazı sabahlar Mesud Cemil ile Aksaray'dan Sultanahmet'e gelerek, Sultan Ahmed ve Ayasofya câmilerinde ezan okuyan Hâfız Sami ve Hâfız Kemal Efendileri dinlediklerini ve orada büyük bir kalabalığın biriktiğini söylerdi.
       
Hâfız Sâmi'nin sesi hem pestlerde hem de tizlerde çok geniş bir sahaya sâhipti ve kesinlikle falso yoktu. Tizlerde okuduğu zaman sanki sesinin tavanı yokmuş gibi nağmeleri peşpeşe sıralıyordu.
        Hac farîzasını yerine getirmek üzere Hicâz'a gittiği zaman Hicaz Emîri "Şerif Hüseyin Efendi" kendisini dinlemiş ve "Evlâdım senin sülâlende mutlaka bir arab vardır. Kur'ân'ın telâffuzunu böyle okuyabilmek için ancak arab olmak gerekir" diyerek iltifât etmişti. (Meşhur Hâfız Sâmî, Ali Rızâ Sağman, 1947) Bu da gösteriyor ki Hâfız Sâmî Kur'ân-ı Kerîm'i sâdece Türk Mûsikîsi makamlarıyla süslemekle kalmıyor, Arapça olan Kur'ân'ı telâffuzların hakkını vererek, mahreçlerde (Türk Makamlarını kullanırken mahreçleri farklı olan kaf, kef, ayın, ha, vav, he gibi harfleri Türkçe harflerin mahreçleri gibi telâffuz eden ve "ayın" ve "kaf" ları mübâlâğalı biçimde çatlatan bâzı hâfızlar gibi) mübâlağaya kaçmadan, kırâat ilminin bütün özelliklerini okuyuşuna yansıtıyordu. Türkçe olan sâdece okuyuş tavrı ve Mûsikîsi idi.

        Ne yazık ki bugün elimizde Kur'ân-ı Kerîm ve ezân okuduğu plâkları yoktur. Fâtih Câmii'nde okuyacağı zaman sadece İstanbul'dan değil yurdun bir çok yerlerinden onu dinlemeye gelindiği ve câminin dışarılarda bile yer kalmayıncaya kadar dolduğu bir dönemde bir çok gazel plâğı doldurmuş olmasına rağmen, Kur'ân'ı bu kadar güzel okuduğu bilinen bu üstâdımızın plâklara neden Kur'ân-ı Kerîm okumamış olduğunu düşünmek lâzımdır. Okumuş olup da bunların yurt dışına dağılmış olma ve Allah Kelâmı'nı "gereken saygı gösterilemez" endişesiyle plâklara okumadığı ihtimâlini de düşünmek lâzımdır. Sebepleri çeşitli olabilir. Fakat uzun bir süre ezânın yasak edildiği bir ülkede herhalde ezânı ve dolayısıyla Kur'ân'ı plâğa okumak cesâret işi olsa gerektir. Fakat buna rağmen okumuş olup da bunların Amerika ve Avrupa gibi dış ülkelere çıkmış olabileceği ihtimâlini ve bir gün bir yerlerden çıkıp geleceği hüsn-i niyetini taşıdığımı da belirtmeliyim.
        Mevcut olan gazel plâkları okuyuşu, sesi, mûsikî tavrı hakkında yeterli bilgi vermektedir. Türk Mûsikîsi makamlarını bütün incelikleriyle kullanıyor, her okuyuşunda makâmı târif ediyordu. "Şevkefzâ" makâmındaki gazeli onun okuyuşunu ifâde etmek için en güzel örneklerindendir. (hafızsami1) Hele bu sesle ve tavırla okuduğu Kur'ân-ı Kerîm'i bir de dinleyebilseydik...
        Sami Efendi genç sayılabilecek bir yaşta ( Otuz yaşında ) bir ruh hastalığına yakalandı. Dinlemek isteyenlere önem vermez, içinden geldiği zaman okurdu. Tedavilerinden bir sonuç alınamadı. 26 Nisan 1943 tarihinde ablası ile doktora giderken Nişancı caddesinde öldü. Cenazesi Edirne kapısı mezarlığında şair Bakî'nin mezarının yanı başına defnedildi.
        Yaşadığı sürece büyük saygı ve sevgiye mazhar olan bu üstâdımıza Allah'dan rahmet diliyor, Onun okuduğu Kur'ân'ı hiç olmazsa âhirette dinlemeyi nasib etmesini niyâz ediyoruz. Allah ondan râzı olsun.

(Bilgi sâhibi oldukça ilâve edeceğiz.)

   Sayfanın Başına Dön  

 

ŞEYH MUHAMMED RIF'AT

           Şeyh Muhammed Rif'at, Bu yüzyılın başlarında yaşamış ve harikulâde sesi zihinlerde yer etmiştir. Onun için Mısır'da "Savtü'l melâike" (meleklerin sesi) denirdi. Gerçekten de yaptığı nağmeler, tizlerdeki gırtlak nağmeleri, Kur'ân'ın mûcizevî lafzıyla da birleşince dinleyeni "bu  ancak melek sesidir" diyecek kadar etkiliyordu. Ses sahası oldukça genişti. Peslerden başladıktan sonra gittikçe perdeyi yükseltiyor, inanılmaz derecede tiz perdelere çok rahat çıkıyor ve bu perdeleri tertemiz basıyordu. Sesinin tizlerdeki parlaklığı Hafız Sami'yi andırıyordu. Ne mutlu ki bu ses taş plâklara da olsa kaydedilebilmiş, Kahire Radyoları'nda her gün, değişik sûreler olmak sûretiyle yayınlanmaktadır. Çok sayıda hâfız yetiştirmiştir. Mısır'ın önemli kurrâlarının pek çoğunu o yetiştirmiştir.
           Şeyh Muhammed Rif'at hakkındaki bildiklerimiz şimdilik bu kadarla sınırlı olmakla birlikte, o ve diğer hâfızlar hakkında  daha geniş mâlûmât yakında verilecektir.

Sayfanın Başına Dön  

 


 

ŞEYH MUHAMMED SIDDÎK MİNŞÂVÎ

        Mısır'ın en önemli hâfızlarından olan Muhammed Sıddîk Minşâvî, son derece dolgun ve güçlü bir sese sâhipti. Okurken perdelere hâkimiyeti, sesin de güçlülüğü ile daha da etkili bir hâle geliyordu. Mustafa İsmâil'de olduğu gibi Minşâvî'nin de icrâ ettiği nağmeler âyetteki mânâya uygun oluyordu. "Fecr" sûresi'nin 23-24'üncü âyetlerinde, "O gün cehennem getirilir, insan yaptıklarını birer birer hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ne faydası var! (İşte o zaman insan) "Keşke hayatım için bir şeyler yapıp gönderebilseydim!" der, âyetinde "keşke" (yâ leytenî) kelimesindeki pişmanlık ve çaresizlik ifâdesini öyle bir terennüm ediyor ki o sahneyi yaşıyor ve yaşatıyordu.
        Kur'ân tilâvetine pest seslerden ve ağır ağır başlardı. Bu da uzun müddet okuyacağı durumlarda daha tizlere çıkmasını ve daha fazla makam seyrinde bulunmasını sağlıyordu. Gâyet sâkin başladığı tilâvetin ortalarına doğru iyice coşmaya ve coşturmaya, dinleyenleri galeyâna getirmeye başlıyordu. "İnfitâr Sûresi" ne başlarken sâkin başlayıp, sonuna doğru coşmasıyla da (ki âyetin bu kısmında kıyâmet günü anlatılır) âdetâ kıyâmeti koparırcasına o günün dehşetini, acıklı hâlini nağmeleriyle anlatıyordu.

        Minşâvî'nin tilâvete pest seslerden başlayıp yavaş yavaş tizlere çıkması ve coşması, iyi takip edildiği zaman son derece önemli bir öğreticiliğe sâhiptir. Kur'an tilâvetinde asıl olan da bu şekilde okumaya pest selerden başlayıp, mânâya uygun nağmeler yapmaktır.
        Minşâvî'nin vefâtından sonra adına Mısır'da "Muhammed Sıddîk Minşâvî Mescidi" yaptırılmıştır. Allah ondan râzı olsun ve rahmet etsin. Makâmını cennet etsin. Âhirette de onu dinlemeyi nasîb etsin.

(Bilgi sâhibi oldukça ilâve edeceğiz.)
    
Sayfanın Başına Dön 
 

 

  ŞEYH ALİ MAHMÛD

        Şimdilik elimizde hayâtı ile ilgili bilgi bulunmayan Şeyh Ali Mahmûd, Mısır'ın ender okuyuş tavrına sâhip üstâdlarındandı. Türk Mûsikîsi'ne it makamları ve karakteristik perdelerini, Ali Mahmûd'un da sıkça kullandığı görülür. Makamları ve perdeleri kullanmasındaki ustalığı takdîre şâyândır. Perdeler arasındaki geçişler ve ses atlamaları, âdetâ seslerin ve makamların dizginlerini elinde tutarak istediği gibi hareket ettirdiğini göstermektedir.
Şeyh Ali Mahmûd'un inici bir seyirle, Muhayyer makâmında okuduğu ezân da enteresân nağmeleriyle öneme hâizdir.

        Eldeki mevcûd tilâvetleri ancak taş plâklardan elde edilmiş kayıtlar olan Ali Mahmûd, aynı zamanda "kasîde" okuyuşu ile de zirvede olan hâfızlardandır. Kur'ân tilâvetindeki değişik kırâatlerde tekrar yapılırken kullanılan makam seyirlerinde olduğu gibi, kasîde okurken de kelimelerde tekrarlar yapıp her tekrarında daha güzel ve farklı nağmeler yapması, bir kelime hattâ harf üzerinde nağmeleri istediği gibi kullanabilmesi, mûsikî ve ses kullanımı konusunda ne kadar mâhir olduğunu ortaya koymaktadır.

        Allah onu geniş rahmetiyle kucaklasın ve bizi de âhirette berâber eylesin.

(Bilgi sâhibi oldukça ilâve edeceğiz.)

Sayfanın Başına Dön


 

                                                                                 

                                                                                                               HÂFIZ MECİD EFENDİ
 

 

HÂFIZ MECİD EFENDİ'NİN MEVLİD-İ

 ŞERÎF KAYITLARI



Merhabâ Bahri (2. Bölüm)


Vilâdet Bahri 1

Vilâdet Bahri 2

Mi'râc Bahri

 

 

 

          Hafız Mecid Efendi bilhassa mevlid konusunda en çok muvaffak olan üstadlardan biridir. Sesi gayet gür ve vüs'ati fazlaydı. İlk anda sesi boğuk gibi görünürse de değildir. Bu sesinin gür ve dolgun oluşundandı. Falsosuz bir icrâsı vardı. Orijinal nağmeler yapardı. Tiz perdelerde sürekli okumazdı. Tizleri nağmenin seyrine göre sıçrama şeklinde gösterirdi. Fakat sesi gâyet gür ve tok olmasına rağmen bir çok tenorun bile çıkaramayacağı tiz perdeleri çok rahat ve düzgün bir şekilde icrâ ediyordu.
          Hafız Mecid aynı zamanda mûsikîşinastı. Saz da çaldığı için perdeleri çok iyi tanır, makamları çok iyi kullanır, perdeler arasında akla gelmeyecek geçişler yapardı.


        

(Bilgi sâhibi oldukça ilâve edeceğiz.)

   Sayfanın Başına Dön


 

    HÂFIZ KEMÂL

        Hâfız Kemâl de bilhassa mevlid okumada oldukça muvaffak olmuştu. Sesi dâvûdî, pestlerde kaba, tizleştikçe incelen, muhrik, falsosuz, gâyet tatlı, oldukça makbul bir sesti. Nağmelerindeki asalet yağdan kıl çeker gibi zarif uzatmalar ve pek tatlı kavisler doğrusu her türlü övgünün üstündeydi.
        Fazla mûsikî bilgisi olmamasına rağmen ( Ali Rızâ Sağman, Meşhur Hâfız Sâmi ) okuyuşu mükemmeldi. Gazel plâkları yanında mevlid'i de plâklara okuma fırsatını bulmuş, biz dinleyenleri de o devrin icrâ tavrı hakkında bilgi sâhibi etmiştir. Allah rahmet eylesin.

(Bilgi sâhibi oldukça ilâve edeceğiz.)

   Sayfanın Başına Dön


 

ŞEYH ABDÜLBÂSID MUHAMMED ABDÜSSAMED

      Mustafa ismâil ve Muhammed Sıddîk Minşâvî'nin talebeleri olan Abdüssamed, onlardan öğrendiği okuyuş tavırlarını kendi sesinin özelliklerine uygun olarak ustaca kullanmış, sâhibi olduğu kırâat ilmini icrâya koyarken Cenâb-ı Hakk'ın kendisine vermiş olduğu bu eşsiz sesin şükrünü edâ edercesine Kur'ân'ı sesinin bütün güzellikleri ile süslemeye gayret etmiştir.
       
Sesindeki olağanüstü güzelliğin yanı sıra, nefesini de çok iyi kullanıyordu. Bir nefeste gâyet tizlerden birkaç satır okuyabiliyordu.

        1988'de Hakk'ın rahmetine kavuştu. Allâh ondan razı olsun ve makâmını cennet eylesin.

(Bilgi sâhibi oldukça ilâve edeceğiz.)

Sayfanın Başına Dön

 

 

 

Tasarım & Grafik: Web-master: yavuz@greydesign.net, 2002, ISTANBUL, TURKIYE
Bu siteyi en iyi IE4.0 ve üzeri browser, 1024x768 ekran genişliği
ve yüksek renk modunda izleyebiliriniz.