|
MÛSİKÎYE BAKIŞ
İlâhî Dinlerde Mûsikînin Önemi
Bizden bir örnek verecek olursak, eskilerin yaptığı en
anlamlı bir târif şöyledir :
Mûsikî
Fıtrîdir : Allâhü Teâlâ insanı en güzel şekilde yaratmıştır. Yaradılmışların en şereflisi olan insan diğer mahluklardan sâdece düşünme vasfıyla ayrılmaz. İnsanın üstünlüğünü ortaya koyan en önemli özelliklerden din duygusu ve estetik, güzellik mefhumu gibi duygular da yalnızca insana mahsus olan, ona imtiyaz yâni farklılık kazandıran vasıflardır. İnsanın fıtratında (yaradılışında) olan bu duygulara “Hissiyât-ı âliyye” yâni “yüksek hisler” adı verilir.İnsana “eşref-i mahlûk” sıfatını kazandıran bu duygulardan estetik duyguları harekete geçiren etkenlerden birisi de “mûsikî”dir. Mûsikînin temel unsuru olan ses, ölçü ve ritm insan rûhuna yerleştirilmiştir. İlâhî kudret tarafından yerleştirilen bu duyguyu söküp atmak mümkün değildir.
İnsanlık târihi göstermektedir ki, güzel sanatlar her zaman bir ihtiyaçtan kaynaklanmış ve o ihtiyaçları karşılayacak şekilde kullanılmıştır. Bu sebeple mûsikî ilk insanların yaşantılarında bile etkili olmuştur. Çeşitli tabiat olaylarından (Gök gürültüsü, şimşek, yıldırım gibi...) korkmuş ve bu olayların bilinmeyen bir güç tarafından meydana getirildiği kanâatine varmışlardır. Bilmedikleri bu güce, kendilerini bu olaylardan koruması için yaklaşabilmek gâyesiyle, çeşitli ağaç kabuklarına vurarak veya tamtamlar vâsıtasıyla ritimler yapmışlar, danslar etmişler, çeşitli sesler çıkartmışlardır. Daha sonra ortaya çıkan ilkel dinler de mûsikîye önem vermişlerdir. Totemizm, Animizm, Paganizm, Natürizm ve Şamanizm gibi ilkel dinlerde nağmelerle söylenen dînî metinlerin büyük önemi olmuştur. Mûsikî ile ilk defâ din adamları ilgilenmiş ve insanların mûsikî ihtiyaçlarını karşılamak için ilk defâ din adamları çalışmalar yapmışlardır. İlkel
cemiyetlerdeki mûsikî sâdece san’at değil, tamamiyle dînî ve
ilâhi nitelikte idi.
Mûsikî ilâhî dinler içinde de önemini korumuştur.Hz. Mûsâ tarafından Îsrâil Oğullarına Tebliğ edilen dinde mûsikînin dîni hükmü kesin bir şekilde ifâde edilmemiştir. Sonradan Yahûdîlikte mûsikîye büyük bir önem verildiği bilinmektedir. Bu husustaki rivâyetlerden anlaşıldığına göre Îsrâil Oğullarına gönderilen peygamberler bizzat mûsikî ile meşgul olmuşlar ve mûsikî âletlerini çalmışlardır. Hz. Dâvûd’un çok güzel bir sese sâhip olduğu, “mizmar” (1) adı verilen bir mûsikî âletini çaldığı ve sayıları çok fazla olan bir mûsıkî heyetini devamlı olarak Hz. Dâvûd’un sarayında mûsikî icrâ ettiği İslâm ve Batı kaynaklarında mûşterek kaydedilmektedir.Müslümanlar arasında yaygın olan “Dâvûdî Ses” deyimi bu menkîbelerle ilgilidir. Ebû Mûsâ el-Eş’arî’nin sesini çok beğenen Hz. Peygamber’in ( S.A.V ): “Allah tarafından Dâvud’a verilen mizmârlardan sana da verilmiştir.” Diyerek ona iltifatta bulunması da bu menkîbeleri teyid eder niteliktedir. Mezmûr’ların ve Zebûr’un nağmelerle ve ilâhi şeklinde okunduğuna dâir pek çok rivâyetler vardır. (2) Hıristiyan âyin ve ibâdetlerinde mûsiki önceleri mevcut değildi.Uzun bir zaman sonra Hıristiyanlığa giren mûsikî, Hıristiyanlığın gelişmesine paralel olarak tekâmül etti. Hıristiyanların âyin ve ibâdetlerinden sayılmaya başlandı. Bach, Bethowen, Mozart gibi besteciler en değerli eserlerini kilise mûsikîsi sahasında vermişlerdi. Müslümanlıkta da mûsikî dini alanda önemli yol oynamıştır. En büyük bestekârlar dini sahada, dergâhlarda yetişmişlerdir.Dini eserler hâricideki eserlerde bile incelendiği zaman dini mânâlar ihtivâ eden ifâdeler göze çarpar.
Görüldüğü gibi mûsikinin menşei dindir. Mûsikinin icrâ
edilmesiyle Allâh’a ulaşmak gâye edinilmiştir. Hukuk, ilim ve
felsefe gibi mûsikî de dinden doğmuştur. Sosyolojik araştırmalar
ve mûsikî hakkında yapılan çalışmalar bu gerçeği ortaya çıkarmıştır. ..........................................................
(1)
Mizmâr: Düdük veya kavala benzer müzik aleti
Doğumdan ölüme kadar tabiat ile iç içe yaşayan insan, her türlü güzellikleri algılayacak şekilde yaratılmıştır. Bu sebeple güzel bir nağme bir su sesi, kuş cıvıltısı, denizin çırpınışları, hafif bir rüzgarla sallanan yaprakların hışırtısının insana zevk ve neş’e vermesi bundandır.Yeni doğmuş bir bebeğin ilk tepkisi ses ve ışığa karşıdır.Bir kimse hakkında çok güzel konuşuyor deniyor ise, kullandığı dile özel bir mûsikî katıyor demektir. Eğer algılandığımız sesde bir frekans değişikliği olmuyor yada pek az oluyorsa bu sesler “monoton” dur. Cenab-ı Hakk’ın yarattığı her şeyde her zerrede bir intizâm vardır. Mûsikî de bu intizâmın bir netîcesidir. İnsan ana karnında belirli aralıklardaki kalb atışlarını duyarak mûsikîyle tanışır. Beşikte ağlayan çocuklara ninni söylediği ya da müzik dinlediği zaman hemen sustuğu, rûhen huzura kavuşup uyudukları bir gerçektir. Mûsikî çocukların eğitiminde de önemlidir. Çocukların çeşitli alışkanlıklar kazanmalarında, öğrenmelerinde ezberlemelerinde sevgi-saygı mefhumlarını idrâk etmelerinde, insânî ve rûhî yapılarının güzelleşmesinde mûsikîden faydalanılır.
Mûsikî, tıpkı lezzetli yiyecekler yemek, güzel elbiseler
giymek, kokuların güzelliğini
hissetmek gibi Allâh’ın kullarına nimet olarak bağışladığı
zevklerdendir. Allah insandaki bu duyuları yüce amaçlar için
yaratmıştır. Bütün bunlar insanda rahatsızlığı dindirme,
zihni, rûhi veya fiziki yorgunluğu giderme gibi etkiler bırakırlar.Ancak
“yiyiniz, içiniz fakat isrâf etmeyiniz” emri vardır. Nasıl
ki yiyecekleri fazla ve zararlılarını yemek, giyeceklerin aşırı
süslüsünü giymek, aşırı koku sürünmek sakıncalı ve ni’meti isrâf etmek ise, mûsikîyi de kötüye kullanmak, kötü
yerlerde icrâ etmek, meşru olmayan eğlencelere âlet etmek de aynı
şekilde yasak ve ni’meti israf etmek,
ni’mete ihânet etmektir. Ayrıca çalışmak,
ibadet etmek, uyumak, okumak gibi tabii işler için ayrılacak
vakitleri mûsiki ile işgâl etmek de doğru değildir. Bir milletin mûsikisî o milletin kültürünün en önemli unsurlarındandır. Zirâ mûsikî milletlerin kendi târihi gelişim çizgisi içinde kendi inançlarını, örf ve âdetlerini, milli rûhunu ve ilhâmlarını, sanat ve güzellik anlayışını resmeden ifâdeler taşır. Bu yüzden mûsikîde millilik vasfı en önce göze çarpar. İnsanlar sevgilerini, hüzünlerini, neş’elerini, mûsikî ile dile getirilir. Rûhi coşkuları, milli ve mânevi duyguları mûsikî vasıtasıyla ifâde ederler. Düğünlerde, bayramlarda, sosyal ve kültürel faaliyetlerde hatta askeri alanda mûsikînin birleştirici, rûhu galeyâna (coşturucu) getirici etkisi tartışılmaz. Bu yüzden büyükler “mûsikî rûhun gıdâsıdır” demişlerdir. İnsanın maddi ve mânevi her türlü dertlerini, neş’elerini, ızdıraplarını ve duygularını ihtivâ eden mûsikîden tıp alanında da istifâde edilmiştir. Bilhassa ruh hastalıkları alanında yine ilk defa Türk- İslâm tıbbında faydalanılmış. Batı’da ruh hastalıklarını insanların başlarına cinler girmiş diyerek tokmakla vurarak tedâviye çalışır veya öldürerek rûhunu kurtardıkları düşünülürken İslâm tıbbında ruh hastaları için hastaneler açılmış ve bir çok rahatsızlıkların tedâvisi için, günün çeşitli vakitlerinin insan üzerindeki tesirleri göz önünde bulundurularak, uygun makamlarda eserler seçilerek dinletilmiş ve tabîî etkisi görülmüştür. Hatta ameliyatlarda narkoz yerine mûsikî kullanılmış, bugün de modern tıp tarafından etkisi kabul edilmiş ve çeşitli alanlarda faydalanmaktadır. Yapılan araştırmalardan anlaşıldığına göre bütün canlılar mûsikîden etkilenmektedir. Koyunların kaval sesinden etkilendiği herkesçe bilinmektedir. Diğer bütün hayvanların ve bitkilerin de mûsikîden etkilendiği, araştırmalar sonucu görülmüştür. Bütün bunlar gösteriyor ki mûsikî zannedildiği gibi sadece bir eğlence vasıtası değildir. Allah tarafından insan rûhuna yerleştirilmiş estetik bir duygudur ve tabîî hayatın ihtiyaç unsurlarından biridir.
|