Beşir Ayvazoğlu

“İtil suyu aka-tutur”

İlk müslüman Türk devleti olan İdil—Bulgar Devleti'nin başkenti Bulgar, bugün iki minaresi, bir cami kalıntısı ve kümbetleriyle hâlâ soluk alıp veriyor. Miladî 900'lerde Müslüman olan ve Abbasi halifesi Muktedir Billah'a elçi göndererek kendilerine İslâm'ı öğretecek din âlimleri ve kaleler inşa etmelerine yardımcı olacak mimarlar isteyen Almış Han, ilk müslüman hükümdar olarak tarihe geçti. XIII. yüzyıla kadar Orta İdil (Volga) boyunda hakimiyet süren İdil—Bulgar Devleti, 1236 yılında Altınordu tarafından ortadan kaldırıldı. Fotoğraftaki kilise Bulgar şehri harabelerinden elde edilen taşlarla yapılmış. Bir bakıma İdil—Ural bölgesindeki Rus hakimiyetini ve kültürünü simgeliyor.
          Türklerin İtil (İdil), Rusların Volga adını verdikleri muhteşem nehirde, 10 Haziran Pazar günü öğleden önce, bizim deniz otobüslerine benzeyen hızlı bir vapurla Bulgar şehrine doğru süzülürken, İbn Fadlan'ın 1970'lerde okuduğum seyahatnamesinde Bulgar Türkleri hakkında anlattıklarını hatırlamaya çalışıyordum.
          İtil Bulgar hanı Şelkey oğlu Almış Han, 900'lerde müslümanlığı kabul etmiş ve muhtemelen 920 yılında Abbasi Halifesi Muhtedir Billah'a bir elçi göndererek kendilerine İslâm'ı öğretecek din âlimleri ve kaleler yapmalarına yardım edecek mimarlar istemişti. Abbasi halifesi, bu talep üzerine 921 yılında kalabalık bir heyeti Bulgar şehrine gönderdi. Heyetin en bilgili üyesi olan İbn Fadlan, daha sonra bu seyahatle ilgili izlenimlerini uzun uzun yazmıştır. Rahmetli Zeki Velidi Togan tarafından gün ışığına çıkarılan ve birkaç Türkçe tercümesi bulunan İbn Fadlan Seyahatnamesi, hiç şüphesiz, İdil Bulgarları hakkındaki en önemli kaynaktır.
          Heyecanlıydım, çünkü aşağı yukarı iki saat sonra, İdil Bulgarlarının başkentini görecektim. 12 Mayıs 922 tarihinde, yani bizden tam bin yetmiş dokuz yıl önce Bulgar'a ayak basan İbn Fadlan, burada samimi, ancak eski alışkanlıklarını henüz bütünüyle terketmemiş müslümanlarla karşılaştı. Almış Han, elçi için verdiği ziyafette sücü (süçi) adı verilen bal şarabı içmiş ve halife şerefine üç defa kadeh kaldırmıştı. Ancak İslâm'a son derece samimiyetle inanmıştı; "Allah'ım, Bulgar hanı Yaltavar'ı ıslah et!" duasıyla başlayan hutbelerinde babasının adını müslüman olmadığı için anmak istemediğini İbn Fadlan anlatıyor.
          Bulgar şehri gezisi, İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi IRCICA'nın Tataristan İlimler Akademisi Tarih Enstitüsü'yle ortaklaşa düzenlediği Milletlerarası Volga—Ural Bölgesi İslâm Medeniyeti Sempozyumu programı çerçevesinde yer alıyordu. Bu sempozyumda muhtelif bildirilere konu olan İdil Bulgar Devleti'nin az bilinen özelliği, ilk müslüman Türk devleti olmasıdır. Evet, tarihte müslümanlığı kabul etmiş ilk müslüman Türk devletinin başkentine gidiyorduk, Volga yoluyla. Kama (Çolman) nehriyle birleştiği yerde eni neredeyse elli kilometreye ulaşan Volga, dünyanın en büyük nehirlerinden biri ve Rusya ekonomisinin can damarıdır.
          Millattan sonra yedinci asırda Volga—Ural bölgesinde yerleşmeye başlayan Bulgar Türkleri, burada Hun Türklerinin kalıntıları ve muhtelif Türk unsurlarıyla karşılaşıp zamanla kaynaşmışlardır. Yakın tarihlerde yapılan kazılar, Orta İdil boyunun üçüncü asırdan itibaren Türkleşmeye başladığını gösteriyor. Kuban ve Don boylarında yaşarken yerleşik hayata geçerek ziraatle uğraşmaya başlayan Bulgar Türkleri, bu bölgeye geldikten sonra korunaklı şehirler kurmaya başlamış ve İslâm dünyasıyla ilişkiye geçerek hızla müslümanlaşmışlardı. Ancak Bulgar Türklerinin bir kolunun ilerlemeye devam ederek Tuna boylarına yerleştiğini biliyoruz.
          İlgi çekici olan, İdil Bulgarlarının İslamiyet'i kabul ettikleri tarihlerde Tuna Bulgarlarının da Hıristiyanlığı kabul etmiş olmalarıdır. Nüfus bakımından yetersiz oldukları için zaman içinde Slavlaşan Tuna Bulgarlarının eskiden Türk olduklarına dair görünen tek işaret, bugüne taşıdıkları Bulgar adıdır.


          Yer yer İstanbul Boğazı'nı hatırlatan Volga'da iki saatlik zevkli bir yolculuktan sonra Bulgar şehri iskelesinden kıyıya çıktık ve şehrin valisi tarafından karşılandık. Geleneksel kıyafete bürünmüş bir genç kızın ikram ettiği ünlü ve lezzetli çekçek tatlısından birer ikişer lokma atıştırdıktan sonra, İdil—Bulgar Devleti'nin başkentinden kalan cami ve türbe harabelerini görmek üzere hemen kıyıdan başlayan merdivenlerden tepeye tırmanmaya başladık. Yukarı çıkınca Selçuklu kümbetlerini hatırlatan bir kümbet, bir minare ve bir cami kalıntısı göründü. Hemen yanında, Bulgar şehri kalıntıları kullanılarak yapılmış ve mutad olduğu üzere beyaza boyanmaş bir Ortodoks kilisesi yükseliyordu.
          Yazık ki, ne camiin adı belli, ne de kümbette kimin yattığı. Cami kare planlı; dört köşesinde kulelerin bulunduğu anlaşılıyordu. Minaresi aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiş. Biraz ileride, burada yapılmış arkeolojik kazılarda bulunan eserlerin sergilendiği küçük bir de müze var. Silahlar, mutfak eşyaları, sikkeler, çanak çömlek vb. Müze, bütün Tatar müzelerinde olduğu gibi, eski İdil—Bulgar hayatını canlandıran tablolarla zenginleştirilmiş.
          Grup geniş bir alana yayılan kalıntılara dağılmıştı; beş—on kişi, bir buçuk kilometre kadar ilerideki minareye ve kümbete doğru yürüdük. Bu iki eser sapasağlam ayakta, fakat onların da kitabeleri sökülmüş. Kim yaptırmış, ne zaman yaptırmış meçhul! Birden içimizi ürperten ve bizi olduğumuz yere mıhlayan bir ezan sesi duyduk. Baktık, sempozyum çerçevesinde bir konser vermek için bizimle birlikte Kazan'a gelen Lâlezar Topluluğu'nun neyzeni Ahmet Şahin, minarenin şerefesine çıkmış, ezan okuyor, ama o kadar güzel okuyor ki, kelimelerle tarifi imkânsız. Sadece biz değil, geziye katılan ve müslüman olmayan bilim adamları da büyülenmiş gibi oldukları yerde kalakalmışlardı.
          Bu minarede, belki de sekiz asırdan beri ilk defa ezan okunuyordu.  


 
         1200'lere kadar Hazarlara, Ruslara ve Moğollara karşı amansız bir mücadele veren İdil—Bulgar Devleti, 1223 yılında Ruslara ve Kuman—Kıpçaklara karşı büyük başarılar kazanan Moğol ordusunu bozguna uğratmış, ancak 1236 yılında bu bozgunun intikamını almak isteyen Batu Han'ın büyük bir saldırısına uğrayarak bir daha belini doğrultamamıştı.
          Moğollardan kaçarak Orta İdil boyuna gelen Kuman ve Kıpçaklarla zaman içinde kaynaşan ve Altonordu Devleti'nin hakimiyeti sırasında yarı bağımsız bir statüde siyasî varlığını devam ettiren İdil—Bulgar Devleti, Altınordu hanı Pulat Timur'un 1361'deki saldırısıyla tarihten silindi. Bu hadiseden sonra kuzeye çekilen İdil Bulgarları Kazan şehrini kurdular ve Altınordu'nun yıkılışından sonra ortaya çıkan Kazan Hanlığı'nın çekirdeğini teşkil ettiler.
          Dönüşte, vapurda hafifçe dalmışım. Bir ara irkilerek uyandım; kulaklarımda rüzgâr gibi ilerleyen süvarilerin atlarının nal sesleri vardı.
          Sonra Volga'nın sularına daldım.
          Farzettim ki, hâlâ "İtil—suyu aka turur".
          Not: "İtil—suyu aka turur", Kaşgarlı Mahmud'un Divânü Lügati't—Türk'ündeki bir dörtlüğün ilk mısraıdır. "İdil (Volga) nehri akıp durmaktadır" anlamına gelir.

                                                                                                                            ( Aksiyon Dergisi, 2001 )

b.ayvazoglu@aksiyon.com.tr

 

 

 


Tasar
ım ve Hosting : http://www.hostingturk.com, 2002, ISTANBUL, TURKIYE
Bu siteyi en iyi IE4.0 ve üzeri browser, 1024x768 ekran genişliği ve yüksek renk modunda izleyebilirsiniz.
Her hakkı saklıdır.